Yakın Tarihin En Meşhur Polis Kavgaları!

Yakın Tarihin En Meşhur Polis Kavgaları!
Narkotikçi Ferruh Tankuş'tan emniyet müdürü Cevdet Saral'a, eski Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican'dan ünlü polis şefi Adil Serdar Saçan'a kadar pek çok isim bu kavgaların kahramanı. Son kavga ise Emin Aslan-Sabri Uzun-Hanefi Avcı üçl

Yakın Tarihin En Meşhur Polis Kavgaları

Emniyet Genel Müdürlüğü'nün yakın tarihi polis kavgalarıyla dolu. Narkotikçi Ferruh Tankuş'tan emniyet müdürü Cevdet Saral'a, eski Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican'dan ünlü polis şefi Adil Serdar Saçan'a kadar pek çok isim bu kavgaların kahramanı. Son kavga ise Emin Aslan-Sabri Uzun-Hanefi Avcı üçlüsü ile istihbaratçı Ali Fuat Yılmazer arasında yaşanıyor.

Gününüzün büyük çoğun­luğunu televizyonun karşısında mı geçiriyorsunuz? Ya da in­ternette haber portallarıyla çok mu ilgilisiniz? O hâlde dakika başı verilen "son dakika" ya da "flaş" manşetlerine aşina lığınız vardır. Bu manşetlerin gerçekte pek azında "flaş" bir gelişmenin haberini alırsınız. Çoğu lüzumsuz ağız dalaşı ha­berleridir.

Ancak geçtiğimiz aylarda yaşanan öyle iki olay var ki, bunlar hiç şüphesiz Türkiye gün­demine gazeteci tabiriyle "bom­ba gibi düştü". Birincisi Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan'ın tutuklanması, diğeri de hiç şüphesiz Hanefi Avcı'nın, "Haliç'te Yaşayan Simonlar" kitabını yayımlamasıydı. Her iki olayda da iki önemli emni­yetçi başrollerdeydi. Ama bu Türkiye'de ilk defa olmuyordu. Türkiye'nin yakın tarihi emniyetçilerin ön planda olduğu kavgalarla dolu. Bu kavgaların başrolünde de Cevdet Saral, Necati Bilican, Osman Ak, Ha­nefi Avcı, Emin Aslan gibi birbi­rinden ünlü isimler var.

Uyuşturucu kaçakçısıyla ortak

16 Aralık 1998 hiçbir ola­ğanüstülüğü olmayan, sıradan bir gün olarak başladı. Hayat normal akışında devam eder­ken öğle saatlerinde gazete ve televizyonların haberlerinde müthiş bir hareketlilik yaşanıyordu. Muhabirler açık olan televizyonların başına üşü­şürken, müdür ve editörler de tanıdıklarım aramaya başlamış­lardı. Gazetecileri bir anda ha­rekete geçiren, televizyonların "Son Dakika" anonsuyla geç­tikleri bir haberdi: İstanbul'da Narkotik Şube'nin başından alı­nan Ferruh Tankuş zehir zem­berek açıklamalar yapıyordu. Tankuş'un suçladıkları isimler hiç de sıradan değildi. Döne­min İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'i hedef almıştı. Ancak Ferruh Tankuş birkaç gün sonra bu defa Emniyet Ge­nel Müdürü Necati Bilican ile İstanbul Valisi Erol Çakır'ı da suçlamalarına dâhil etmişti.

Anlatılanlara göre Tankuş son derece başarılı bir narkotikçiydi. İstanbul'da yüzlerce kilo uyuşturucu madde yakalamış­tı. İşte Tankuş tam da ününün zirvesindeyken tayini Narkotik Şube’nin başından Beyoğlu Em­niyet Müdürlüğü'ne çıkarıldı. Tankuş da bu karar üzerine er­tesi gün basın toplantısı yapaca­ğını açıklamıştı.

Herkes Ferruh Tankuş'un basın toplantısında, müdürlüğü sırasında yapılan çalışmalarda emeği geçenlere teşekkür ede­ceğini düşünüyordu. Ama kim­senin aklına Tankuş'un zehir zemberek açıklamalarla amirle­rini suçlayacağı gelmemişti.

Ferruh Tankuş, yaptığı açıklamada kendisinin dört milyon dolar karşılığında tayin edildiğini söylüyordu. Suçladığı kişi İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'di. Uyuşturucu kaçakçılarının emniyet müdür yardımcılarıyla bağlantı kurduk­larını, araba tahsis ettiklerini, para verdiklerini söylüyordu. Tankuş bir şey daha ilave ediyordu açıklamalarına; Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican'ın oğlu Murat Bilican, bir uyuştu­rucu kaçakçısının kardeşiyle or­tak bar açıp, işletiyordu.

Bu açıklamalar Emniyet Genel Müdürlüğü'nde deprem etkisi yaptı. Önce Tankuş'a apartopar soruşturma açıldı. Bir süre sonra polislikten ihraç edildi. Ancak Tankuş'un söyle­diklerinin önemli kısmı doğru çıkmıştı. Bu yüzden Emniyet Genel Müdürü Necati Bilican önce zorunlu izne ayrıldı, ardın­dan da görevden alındı.

Ancak Necati Bilican gö­revden alınmadan hemen önce de "Telekulak Skandali" pat­ladı. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve istihbarattan sorumlu müdür yardımcısı Os­man Ak bu skandalın başkahramanlarıydı. Saral ve Ak'ın emri ile emniyet müdürlüğünün seki­zinci katma özel istihbarat odası kurulmuştu. Bu odada ikili 963 kişiyi yasadışı olarak dinlemişti. Dinlenenler arasında dönemin cumhurbaşkanı Süleyman De­mirci, başbakan Bülent Ecevit, Genelkurmay Başkanlığı, Emni­yet İstihbarat Daire Başkanlığı gibi yüzlerce ismin ve kurumun-telefonu vardı.

Telekulak Skandalı'nın pat­lamasının ardından savcı Nuh Mete Yüksel, Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde kurulan yasadışı dinleme odasına baskın düzen­ledi. Bu baskında bilgisayarlar­da dinlemelerin kayıtları bulun­du. Cevdet Saral ve Osman Ak, "Emniyet içindeki Fethullahçı kadrolaşmayı deşifre etmek için çalışma başlattıklarım, o yüzden bu skandalın patladığım" iddia ediyorlardı. Zaten Emniyet'teki Fethullahçıların listesini de hazırlamışlardı. Listenin en başın­da Hanefi Avcı vardı. Avcı'nın ardındaki isim ise şimdi Ergenekon sanığı olan Adil Serdar Saçan'dı.

Oysa Emniyet çevrelerine göre kavganın asıl nedeni İstan­bul idi. Cevdet Saral İstanbul'a emniyet müdürü olmak istiyor­du. Osman Ak da Saral'la birlik­te İstanbul'a geçmek istiyordu. Ancak o dönemde İstanbul'da yıldızı parlayan başka bir em­niyetçi Adil Serdar Saçan var­dı. Saçan, İstanbul'da Asayiş Şube'nin başındaydı. Ancak ismi hep iyi "posf'lar için geçiyordu. Bu isim bertaraf edilmeden Sa­ral ve Ak'a İstanbul'un yolu açıl­mayacaktı.

Skandalın sonunda Cevdet Saral ve Osman Ak görevle­rinden alındılar. Hazırlanan kararname ile Kazım Abanoz İstanbul'a emniyet müdürü oldu. Saçan da Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne getirildi.

Saçan bu görevinde tüm Türkiye'nin tanıdığı bir polis müdürü hâline geldi. Özellikle 2000-2001 mali krizinde ba­tan banka patronlarının peşine düştü. Meşhur isimleri tek tek gözaltına aldı. Saçan'ın ismi dö­nemin başbakan yardımcısı ve Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz ve kardeşi Turgut Yılmaz'la birlikte anılıyordu. Gazeteci Tuncay Özkan'ın da en önemli haber kaynağı olarak gösteriliyordu. Ancak bu bağ­lantılar Saçan'a şans getirmedi. Çünkü siyasette parlayan yıldız Tayyip Erdoğan'dı. O sırada Saçan'ın ismi öldürülen Nesim Malki'nin yeğeni Erol Erkohen ile ilgili büyük bir skandala ka­rıştı. Görevden alındı ve polis­likten ihraç edildi.

Önce savundu, sonra suçlandı

Emniyet Genel Müdürlüğü’nde sular durulmuşa benzi­yordu. İçinde polislerin çıktığı ufak tefek skandallar yaşansa da ünlü polis şeflerinin karış­tığı kavgalar tarihe karışmıştı. Ancak tam savaş baltaları gö­müldü derken 19 Ocak 2ÛO7'de gazeteci Hrant Dink öldürüldü. Oysa Dink cinayetine karışan Yasin Hayal’le ilgili bilgiler İstanbul İstihbarat Şubesi’ne 2006 Şubat’mda gönderilmişti. Şubenin başında Ahmet İl­han Güler vardı. Dink'in katili Ogün Samast ile azmettiricisi Yasin Hayal’in yaşadığı Trabzon'un emniyet mü­dürü 2006 yılında Rama­zan Akyürek'ti. Akyürek kısa bir süre sonra Sabri Uzun'un görevden alın­masıyla boşalan İstihba­rat Daire Başkanlığı’na, Ankara'ya tayin edildi.

Olayda ilk tespit­lere göre Ahmet İlhan Güler'in başında bulun­duğu İstanbul İstihbarat Şube'nin açık kusuru vardı. Bu yüzden Güler görevden alındı. Ancak tam bu sırada Ramazan Akyürek'le ilgili "Fethullahçı" bilgisi basma sızdı. Akyü­rek İstanbul'da görev yaptığı sı­rada bir liste hazırlanmış, adının yanma "Fethullahçı" yazılmıştı. Ahmet İlhan Güler görev­den alındıktan sonra yerine Ali Fuat Yılmazer getirildi. İstan­bul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın Osmaniye'ye vali olmasının ardından İstihbarat­tan Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı oldu. Yılmazer bu dönemde Türkiye yakın tari­hinin en önemli operasyonu Ergenekon'un "beyni" konu­mundaydı. Tüm teknik takip ve dinlemeler Yılmazer'in başkan­lığında yapılıyordu.

Ankara kulislerinde Yılmazer’in görevden alınması için yoğun çalışma yürütülüyordu. Ancak tüm girişimler sonuçsuz kaldı. İşte tam bu sırada yeni bir emniyetçi kavgası patladı. Em­niyet Genel Müdür Yardımcısı Emin Aslan, uyuşturucu kaçak­çısı Habip Kanat ile ilişkisinden dolayı önce gözaltına alındı, ar­dından da tutuklandı. Aslan'ın tutuklanmasının ardından iki emniyet müdürü Sabri Uzun ve Hanefi Avcı harekete geçti. Avcı kamuoyuna Aslan'a kefil oldu­ğunu açıkladı. Uzun ise gazete­ci Nedim Şener'in yargılandığı davada Dink cinayetiyle ilgili Yılmazer'i suçladı. Oysa daha önce konuyla ilgili soruşturma geçiren Yılmazer'i koruyan ve savunan Sabri Uzun'dan başkası değildi. Bir süre sonra da Hane­fi Avcı'nın kitabı "Haliç'te Ya­şayan Simonlar" piyasaya çıktı. Orada da en önemli hedeflerden biri Ali Fuat Yılmazer'di. Avcı'ya göre Yılmazer asosyaldi, psiko­lojik sorunları vardı ve en önemlisi Fethullahçı'ydı.

Emniyettin uzun tari­hinin son 15 yılında bunlar yaşandı. Bu kavgalarının kilit kavramı hep "Fethullahçılık" oldu. Bir zaman­lar ismi cemaatle birlikte anılan polis şefleri zora geldiklerinde aynı sıfatı meslektaşları için kullan­dı. Bakalım bundan sonra neler olacak... YENİ AKTÜEL


 

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com