Yargı darbesi mi? Yargıya darbe mi?

Yargı darbesi mi?  Yargıya darbe mi?
Ülke olarak çok kritik günler yaşıyoruz. 28 Şubat’ta irtica ile suçlanan Fethullah Hoca ve yine Anayasa Mahkemesinin laiklik karşıtı eylemlerin odağını oluşturduğu gerekçesiyle kıl payı kapatılmaktan kurtulan AKP sahip oldukları ayni etnik görüşlerden dol

Evrensel ERDOĞAN | SANSURSUZHABER.COM

Beraber yürüyerek iktidar oldular. Yıllarca askerce dışlandıklarına inanan bu güç birliği ilk fırsatta sahte dijital veriler ve asılsız iddialarla yargıyı kullanarak askeri adeta paralize etti. Böylece elde edilen büyük başarıdan sonra yollarda mutlu bir şekilde beraber yürünürken birden 17 Aralık günü patlayan bir bomba her türlü ezberi bozdu. Adil bir yargılama yapılmadığına ilişkin iddiaların gerçek olduğu Başbakan’ın siyasi danışmanının “ Milli ordu için kumpas kuruldu.”  sözleriyle kanıtlandı. Dikkat edilirse danışmanın “kuruldu” demesi girişimin ortaklaşa yapıldığının en belirgin kanıtıdır. Zira bu gerçek daha sonra anlaşılsaydı “kurulmuş”  demesi gerekirdi.

Kesinlikle iddia ediyorum ki yolsuzluk ve rüşvetle ilgili inandırıcı delillerin ortaya çıktığı gün Başbakan hukuka inanarak “İddialar son derece ciddidir. Gerçeğin ortaya çıkması için gereken derhal yapılacaktır.” demiş olsaydı dalga asla tsunamiye dönüşmez ve ekonomi bu belirsiz ve sıkıntılı duruma gelmezdi. Başbakan böyle demedi. Birden karşı saldırıya geçti. Olanların üstünü örtmek için suçlamadığı kalmadı. Başbakan’a göre yaşananlar AKP ‘nin başarısını çekemeyen iç ve dış güçlerin tezgahı idi. Zamanla iç güçlerle ilgili suçlamalarda cephe daraltıldı. Dikkatler yıllarca beraber oldukları Cemaate çevrildi. Suçu onların üzerine atıp kurtulmak gerekiyordu. 17 Aralık gününe kadar “Gökten ne yağsa yer kabul etmez. “  denilerek hakkında methiyeler düzülen bir lider önce paralel yapının, sonra çetenin ve en sonunda da Haşhaşilerin başı oldu.

Başbakan’a bakılırsa 11 yıldır bilinmeyen gerçekler 17 Aralık’tan sonra bir anda ortaya çıkmıştı. Kendisini böylesine müşkül durumda bırakanlar etkisiz hale getirilmeliydi. Bu durum bana bir fıkrayı hatırlattı:

Yeniçerilerin astığı astık kestiği kestik olduğu bir dönemde bir yeniçeri ağası yolda dolaşırken bir Yahudi’ye rastlar. Hemen palasını çeker ve Yahudi’nin yakasına yapışarak “Ulan! Yakaladım seni boynunu vuracağım “  der. Korkudan tir tir titreyen Yahudi ağlamaklı bir sesle “Etme eyleme pasam nedir benim günahım? “  deyince ağa hışımla “ Hazreti İsa’yı siz çarmıha gerip öldürmüşsünüz “ der.  Bu sözleri duyan Yahudi  “ Aman paşam! Böyle bir tevatür var ama bu söylediğin binlerce yıl önce olmuş. Benim ne suçum var? “ deyince daha da sinirlenen ağa Aklım ermez. Ben dün akşam duydum “  der.

Ya işte böyle. Bakarsanız Başbakan da “ne istediler de vermedim“  dediği bir anlamda nankör saydığı düşmanla iç içe yaşadığını 17 Aralık’tan sonra anladığı (!)  için yeni kelle almaya başladı.

Yapılan bir hatayı kabul etmeyip onu unutturmaya kalkarsanız hata üstüne hata yapmaya devam edersiniz. AKP için milat sayılacak o günden sonra hata değil yasal ve hatta anayasal suçlar işleniyor. Savcılarca açılmak istenen her soruşturma işin hemen başında engelleniyor. Suçlarının ne olduğunu bilmeyen Emniyet Müdürleri, Şube Müdürleri ve hatta sıradan polisler bu kış günlerinde oradan oraya kuru yaprak misali savruluyor. Bunların okuyan çocukları ne olacak hiç düşünülmüyor Görevini yerine getirmek için teşebbüse geçen Cumhuriyet Savcıları nerede ise ertesi gün makamına geldiğinde sandalyelerinde oturan yeni savcılarla karşılaşıyor. Daha da önemlisi Anayasa’nın “ değiştirilemez, geciktirilemez dediği yargı kararları uygulanmıyor.  Bütün bunlar yetmezmiş gibi referandumla halkın kabul ettiği nispeten demokratik HSYK ile ilgili kanun değiştirilerek yargı şeklen Adalet Bakanına ama aslında Başbakan’a bağlı hale getirilmek isteniyor. Böylece Yasama, Yürütme ve Yargı erklerinin Tek Adamda toplanması için son engelin de ortadan kaldırılması hedefleniyor.

Şimdi ben Başbakan’a bir soru sormak istiyorum. TSK’nın başta Genel Kurmay Başkanı olmak üzere yüzlerce muvazzaf ve emekli generalleri, subayları sadece örgüt kurup plan yaptıkları, onca gazeteci ve akademisyeni örgüt üyesi oldukları için sabaha karşı evlerinden toplattırıp Özel Mahkemelerde yargılandılar ve birçoğu müebbet hapisle cezalandırıldı. Ortada darbe yoktu. Güya teşebbüs vardı. Şimdi örgüt de var. Hatta çete de var. Üstelik darbe de yapılmış ve yapılmaya devam ediliyor diyorsun. Başta MİT olmak üzere bütün istihbarat kurumları senin emrinde. Bu iddiayı kanıtlayacak deliller varsa neden yasal yollardan gereğini yaptırmıyorsun da suçlu saydıklarınız oradan oraya sürülüyor? Yoksa hukukta da vazo kırıldığında hanım yaparsa kaza, hizmetçi yaparsa ceza gibi bir uygulama mı var? Gönül dostlarınıza kıyamıyor musunuz?

Bunlar yapılmıyor ama olaylar siyaset malzemesi yapılarak TOKİ’nin sırtına yükletilen açılış törenleri platformlarında yıllarca beraber çalışılan kişiler halka şikayet ediliyor. Yani yine mağdur ayağına yatılıyor ama yetmiyor. Başbakan başta olmak üzere Adalet Bakanı ve İç İşleri Bakanı Büyük Elçilerimizi karşılarına oturtup “Gidin tüm dünyaya kurulan tuzakları ve paralel devleti anlatın. Kötü bir şey olursa sizden biliriz ha!” talimatı veriliyor. Bununla da yetinilmiyor. Başbakan 5 yıldır yüzü olmadığı için gitmediği Brüksel’e gidiyor ve AB Konseyi Başkanı Herman Von ROMPEY, AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel BARROSİ ve Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Stefan FÜLE ‘ye bunları anlatıyor. Tahmin ederim tercüman biraz farklı tercüme etmiştir. Yoksa ülkemizde söylediklerini aynen söylemişse adamlar önce şaşırmışlar ve sonra da için için gülmüşlerdir. Üçü de mutlaka topluluğun temel ilkesi olan hukukun üstünlüğünü hatırlatmışlardır. Başbakan ayrıldıktan sonra da üçünün de “ İşe bak bu konularda biz konuşsak” ey AB sen bizim iç işlerimize karışma” diyecek adam kendi yol arkadaşlarını bize gammazlıyor .” dediklerini duyar gibiyim.

Şimdi küçük bir kıyaslama yapalım. KILIÇDAROĞLU ‘nu “ TIR ‘lar silah taşıyor “, TÜSİAD Başkanı YILMAZ ‘ı “ Hukukun böyle olduğu bir yere yabancı sermaye gelmez ” dediği için Vatana ihanetle suçlayan Başbakan’ın kader birliği ettiği kişileri AB‘nin en üst düzeydeki yöneticilerine şikayet etmesi hangi tanımlamaya girer? Bakmayın siz gerek Başbakan’ın ve gerekse yandaş basının AB yöneticilerinin ikna edildiği masallarına. Özellikle HSYK kanunu AB‘nin istediği norm dışına çıksın o zaman neler söylediklerini duyacağız. Bana göre zaten gerçek anlamda dişe dokunur bir ilerleme sağlanmayan müzakereler her an dondurulabilir.

Öte yandan Başbakan camdan okumadığı zaman birilerini itham ederken çok defa kendi suçluluğunu da ikrar etmiştir. Buyurun şu sözlerini analiz edelim .“Sizler de böyle pırlanta, tertemiz değilsiniz. Bizim de bildiklerimiz var. “ Bu gramer yönünden hatalı cümle “ evet biz temiz değiliz ikrarını ,“ başkalarının suçlarını şantaj amacı ile sakladıkları itirafını”  içeren iki önemli suçun kanıtı oluyor.
Şimdi yazımın başlığına geçiyorum. Şu anda ülkede bir Yargı Darbesi değil tam tersine Yargıya darbe vardır. Öte yandan paralel bir Devlet değil ama Devletin içinde bir Derin Devletin oluşmuştur.

Evrensel ERDOĞAN | SANSURSUZHABER.COM

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com