Yargıtay: Dink suikasti planlı ve örgütlü

Yargıtay: Dink suikasti planlı ve örgütlü
Yargıtay, katledilen gazeteci Hrant Dink davasında sanıkların örgüt suçundan cezalandırılması gerektiğini açıkladı.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Hrant Dink cinayeti davasında, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararının, ''Sanıkların atılı suçları örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği'' gerekçesiyle bozulmasını istedi.
 
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Hrant Dink cinayeti davasıyla ilgili tebliğnamesinde şu ifadelere yer verildi:
 
''Son eylemin sıradan bir adam öldürme eylemi olmadığı, dosyadaki eylemlerin, devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak, otoriteyi zaafa uğratmak, kamu düzenini bozup ülkede kaos, kargaşa ve güvensizlik ortamı oluşturmak, huzursuzluk ortamına zemin hazırlamak, ülkemizi uluslararası arenada sıkıntıya sokmak şeklinde amaçlarının olduğu açıktır'' denildi.
 
Sanıkların kişisel özellikleri, geçmişleri, hedef gözetilen kişilerin etnik ve dini özellikleri ve ülkemizde yaşayan insan profili göz önüne alındığında, olayın henüz ilk aşamasındaki etkin soruşturma eksikliği sebebiyle sanıkların birliği bozmayı hedeflemelerindeki amaçlarının tespiti mümkün olamamış ise de böyle bir amacın varlığını ilk başta tespit edememek, TCK'nın 302/1. maddesindeki kasıtla hareket ettiklerinin tespit ve değerlendirmesine ve hukuki nitelendirme yapmaya engel değildir.
 
Durduk yere, amaçsız bir şekilde sırf 'örgüt kurdu' desinler diye hiç kimse bir araya gelmez. Sanıkların mensubu bulundukları silahlı terör örgütünün yöneldiği ve gerçekleştirmek istediği amaç açısından elverişli fiili gerçekleştirdikleri tarih itibarıyla ülke genelindeki toplumsal etkinliğinin olup olmadığını aramaya gerek yoktur. Zira, devletin birliğini bozma suçu bir tehlike suçudur ve gerçekleştirilen eylemlerin sonuncusu ile de bu tehlike gerçekleşmiştir.''
 
SON KARARI DAİRE VERECEK
 
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Hrant Dink cinayeti davasında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 19 sanık hakkında verdiği kararla ilgili tebliğnamesini, davaya bakacak Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderdi. Tebliğnamenin bağlayıcı niteliği bulunmuyor. Davayla ilgili son kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesi verecek.
 
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 8 sayfalık tebliğnamesinde, üçten fazla kişinin bir araya gelmek suretiyle örgütün insan unsurunun gerçekleştirildiği, bu kişiler arasında hiyerarşik yapının bulunduğu, bu kişiler arasında görev dağılımı yapıldığı, örgüt elemanları arasında kurulan iş bölümü ve iştigal olunacak faaliyet alanlarının önceden tespit edildiği, örgüt elemanları arasında gizliliğin esas alındığı, işlenen suçların ideolojik amaçlarla gerçekleştirildiğinin dosya kapsamından anlaşıldığı belirtildi.
 
Başsavcılığın tebliğnamesinde, şu değerlendirmeler yapıldı:
 
''Sanıkların kişisel özellikleri, geçmişleri, hedef gözetilen kişilerin etnik ve dini özellikleri ve ülkemizde yaşayan insan profili göz önüne alındığında olayın henüz ilk aşamasındaki etkin soruşturma eksikliği sebebiyle sanıkların birliği bozmayı hedeflemelerindeki amaçlarının tespiti mümkün olamamış ise de böyle bir amacın varlığını ilk başta tespit edememek, TCK'nın 302/1. maddesindeki kasıtla hareket ettiklerinin tespit ve değerlendirilmesine ve hukuki nitelendirme yapmaya engel değildir. Sanıkların kastının ne olduğu, yakalandıkları aşamaya kadar gelişen olaylarla değil, yakalanmamaları halinde ve buna benzer eylemleri gerçekleştirmeye devam etmeleri halinde meydana gelebilecek sonuçlar göz önünde bulundurularak anlaşılabilecektir. Hedef alınan kitle ve kişinin etnik özellikleri eylemlerin gerçekleştiriliş şekli ve zamanı, alınmak istenen sonuç hep birlikte değerlendirilerek sanıkların kastı belirlenmelidir.
 
Tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda son eylemin sıradan bir adam öldürme eylemi olmadığı, dosyadaki eylemlerin devletin birlik ve bütünlüğünü bozmak, otoriteyi zaafa uğratmak, kamu düzenini bozup ülkede kaos, kargaşa ve güvensizlik ortamı oluşturmak, hukuksuzluk ortamına zemin hazırlamak, ülkemizi uluslararası arenada sıkıntıya sokmak şeklinde amaçlarının olduğu açıktır.''
 
SUSURLUK DAVASI GEREKÇESİ ÖRNEĞİ
 
Susurluk davasına bakan Yargıtay 8. Ceza Dairesinin kararından alıntı yapılan tebliğnamede, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 15 Ocak 2002 günlü kararında ''... söz konusu kazanın ilk değerlendirmede dahi olayın derinliğine, devlet içini de kapsayacak şekilde çok yönlü araştırılmasını gerekli kılmakla bu bağlamda yapılan soruşturmalarda ulaşılan bilgi ve belgelerin olayın arkasındaki ilişkilerin çözülmesinin güç, karmaşık ve duyarlı makamları ve görevlileri de kapsayacak ölçüde olduğunu ortaya çıkardığı, haklarında mahkumiyet hükmü kurulan sanıklar dışındaki kimi görevliler ile bunlara yardım edenlerin yargı önüne çıkarılmaları görevi devletin yetkili organlarında olmakla birlikte ...'' şeklindeki gerekçesine yer verildi.
 
Tebliğnamede, ''Gerekçeyle örgüte ilişkin tüm yapının ilk aşamada ortaya çıkarılamamış olmasının, yakalanan sanıkların eylemlerinin niteliğini değiştirmeyeceği, tespit edilemeyen şüphelilerin yargı önüne çıkarılmaları görevinin devletin yetkili organlarında olduğuna vurgu yapıldığı'' hatırlatıldı.
 
Bu bilgiler ışığında dosyadaki olayın değerlendirildiği tebliğnamede, şöyle denildi:
 
''Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere üniversite öğrencisi, simitçi, işsiz ve küçük çapta esnaf olan sanıklardan sanık Yasin Hayal'in 2002 yılı yaz aylarında Trabzon Santa Maria Katolik Kilisesi'nin rahibi olan Santoro'yu kasten yaralaması, yine sanık Erhan Tuncel ile birlikte Yasin Hayal'in yabancı ülke sermayesi olduğu düşüncesiyle 24 Ekim 2004 tarihinde Trabzon'daki Mc Donalds isimli iş yerine bomba atmaları ve atılan bombanın patlaması neticesinde 6 kişinin yaralanması ve son olarak sanıklar tarafından gerçekleştirilen 19 Ocak 2007 tarihinde sırf başka din ve milliyetten olması nedeniyle Fırat Dink'in (Hrant) öldürülmesi, sistemli, planlı ve organize olarak bir örgüt faaliyeti kapsamında devletin birliğini bozmaya yönelik eylemler olarak değerlendirilmelidir.''
 
SUÇ VASFI VE SANIKLARIN HUKUKİ DURUMU
 
Tebliğnamede, tüm bu bilgilere göre, sanıklara atılı suçların vasıfları ve sanıkların hukuki durumları değerlendirildi.
 
Sanık Erhan Tuncel hakkında, 24 Ekim 2004 günü Trabzon'da gündüz vakti, içerisinde ve çevresinde insanlar bulunan Mc Donalds isimli iş yerine, parça ve basınç tesirli bomba atma eyleminin oluş şekli itibariyle öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu belirtilen tebliğnamede, şu ifadelere yer verildi:
 
''Her ne kadar suç tarihi itibariyle eylem 2 kişi tarafından işlenmiş ve 'eylemin örgüt faaliyeti kapsamında işlenip işlenmediği hususu sabit değil' şeklinde akıl yürütülmesi mümkün ise de örgütün o gün itibariyle mensuplarının tespit edilememiş olması, var olan örgüt üyelerinin cezalandırılmasına engel teşkil etmeyeceği de nazara alınarak vahamet arz eden eylemin suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK'nın 125. maddesi kapsamında kaldığı, amaç suç açısından suç tarihinin son elverişli eylem tarihi olduğu da göz önünde bulundurularak, sanığın hukuki durumunun ve lehe yasa değerlendirmesinin buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hükümlerin kurulması kanuna aykırı bulunduğundan bozulması talep olunur.''
 
Tebliğnamede, sanık Erhan Tuncel'in imal edip, sanık Yasin Hayal ile iş yeri önüne koydukları bombanın patlaması neticesinde, mağdurların yaralanması, iş yeri ve olay yerinde bulunan mağdura ait aracın da zarar görmesi şeklinde gerçekleşen eylemin, kasten öldürmeye teşebbüs, mala zarar verme ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçlarını oluşturacağı belirtildi.
 
Ancak patlayıcı atma eyleminin patlayıcı madde kullanılarak mala zarar verme suçunun ağırlaştırıcı nedenini oluşturduğu vurgulanan tebliğnamede, eylemin 5237 sayılı TCK'nın 42. maddesi uyarınca bileşik suç niteliğinde sayılması gerektiği, lehe yasa değerlendirmesinin buna göre yapılması gerektiğinin düşünülmeyerek değerlendirmede yanılgıya düşülerek yazılı şekilde 5237 sayılı TCK'nın 170. maddesindeki genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan da ceza tayini yapılmasının kanuna aykırı bulunduğu kaydedildi.
 
Ayrıca patlayıcı madde atma suretiyle zarar verme eyleminin oluş şekli itibariyle tasarlayarak ve bombalama suretiyle öldürmeye teşebbüs ve mala zarar verme suçlarını oluşturduğu ifade edilen tebliğnamede, ''5237 sayılı TCK'nın 44. maddesinde düzenlenen fikri içtima kuralı uyarınca amaç suçun işlenmesi doğrultusunda işlenen diğer suçlardan sadece daha ağır cezayı gerektiren nitelikli öldürmeye teşebbüs suçundan sorumlu tutulması gerektiği'', gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulmasının da kanuna aykırı bulunduğu ifade edildi.
 
''ERHAN TUNCEL, CİNAYETİN PLANLAYICISI''
 
Tebliğnamede, sanık Erhan Tuncel hakkında 19 Ocak 2007 tarihli kasten öldürme suçundan kurulan hükümle ilgili yapılan değerlendirmede, sanıkların beyanları, tanık anlatımları, sanıklar arasındaki iletişim tespit tutanakları ve HTS kayıtları ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde, Tuncel'in 19 Ocak 2007 tarihinde Fırat (Hrant) Dink'in öldürülmesi eyleminin planlayıcısı olduğunun anlaşıldığı vurgulandı.
 
Tuncel'in, ''başka dosya sanığı olan ve suça sürüklenen çocuk Ogün Samast'ı suç işlemeye azmettirdiği, eylemin gerçekleştirilmesinde araç gereç temin ettiğinin de anlaşıldığı'' belirtilen tebliğnamede, ''Sanığın üzerine atılı suçun sübuta erdiği ve eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 82/1-a, 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri gereğince cezalandırılması gerektiği gözetilmeden dosyayla uyuşmayan gerekçelerle yazılı şekilde beraatına karar verilmesi kanuna aykırı bulunduğundan bozulması talep olunur'' denildi.

Sanıklar Erhan Tuncel ve Yasin Hayal hakkında silahlı terör örgütü yöneticisi olma, sanıklar Ersin Yolçu ve Ahmet İskender hakkında ise silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından kurulan hükümlerle ilgili yapılan değerlendirmede, ''sanıklar Erhan Tuncel, Yasin Hayal, Ersin Yolçu ve Ahmet İskender'in gerçekleştirdikleri ve vahamet arz eden, araç suç niteliğindeki kasten öldürme eyleminin, 5237 TCK'nın 302/1. maddesinde belirtilen amaç suça yönelik, zarar tehlikesi doğurmaya elverişli bir icra hareketi niteliğinde bulunduğu'' ifade edildi.
 
Bu maddede tanımlanan suçun unsurlarının oluştuğu, sanıkların eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK'nın 302/1, 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları gerektiği gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek beraatlarına karar verilmesinin kanuna aykırı bulunduğu bildirildi.
 
BERAAT EDEN 4 SANIK HAKKINDA EKSİK İNCELEME
 
Sanıklar Osman Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Mustafa Öztürk ve Tuncay Uzundal hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma ve kasten adam öldürme, sanık Salih Hacısalihoğlu, Yaşar Cihan ve Halis Egemen hakkında silahlı terör örgütüne yardım etme suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, bu sanıkların soruşturma ve kovuşturma aşamasıyla Başbakanlık Teftiş Kurulu raporlarındaki beyanları, tanıkların anlatımları, katılanlar ve mağdurların beyanları, sanıklar arasındaki iletişim tespit tutanakları ve HTS (telefonun kullanıldığı yer sinyali) kayıtları Trabzon 1. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki dava dosyası, eylemlere ilişkin evrak ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildi.
 
Ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, sanıkların atılı suçları işleyip işlemediklerinin tespiti, adil ve hukuki bir hüküm verilebilmesi amacıyla sanıklar Osman Hayal, Zeynel Abidin Yavuz, Mustafa Öztürk ve Tuncay Uzundal'ın iddia olunan kasten öldürme eylemine katılıp katılmadıklarının ve diğer sanıklarla örgütsel bağlantılarının tespiti bakımından cinayet mahallinde yapılan görüşmelere ilişkin Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı kayıtları hakkında bilirkişi raporu aldırılmadan eksik araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmasının bozmayı gerektireceği belirtildi.
 
Tebliğnamede, olaya ilişkin, Akbank Osmanbey Şubesi'ne ait kamera kayıtlarının bulunduğu iddia edilen hard diskler, DVD ve CD'ler yeniden incelenerek, görüntülerin temin edilmesi durumunda bu dijital aletlerde var olduğu iddia edilen görüntülerle ilgili cinayet mahallinde kim ya da kimlerin bulunduğuna ilişkin, TRT ya da üniversitelerin bu konuda uzman kürsülerindeki bilirkişi heyetlerinden rapor alınarak, görüntülerdeki şahsın sanık ya da sanıklar olup olmadıkları, kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespit edilmeden eksik araştırma ile hüküm kurulmasının da kanuna aykırı bulunduğu bildirildi.
 
Tebliğnamede, Saray Kumaşçılık Mağazası kameralarına görüntüleri yansıyan kişilerin kimlikleriyle ilgili TRT ya da üniversitelerin bu konuda uzman kürsülerindeki bilirkişi heyetlerinden rapor alınarak, bu kişilerin sanıklar arasında yer alıp almadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti yapılmadan eksik araştırmayla yazılı şekilde hüküm kurulmasının bozmayı gerektireceği ifade edildi. (CTK)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com