Zenginler neden yaşlanmıyor?

Zenginler neden yaşlanmıyor?
ABD'de yapılan bir araştırma, en yüksek sosyo-ekonomik statüdeki yaşlıların beyinlerinde beyaz maddenin fiilen "yaşlanmadığını" buldu. Sınıfsal farklar insan hayatını beşikten mezara belirliyor.

Gelişim sırasında beyin büyür, sinir hücreleri birbirleriyle bağlantılar kurar. Yaşlanmayla birlikte ise beyin hacmi küçülür, sinir hücreleri arasındaki bağlantılar sayıca azalır. Bu değişimlere Alzheimer veya Parkinson tipi hastalıkların sıklaşması eşlik eder.

Beyinde yaşam süresince gerçekleşen bu değişimler, her bireyde aynı hızda ve biçimde yaşanmaz. Kalıtımın gelişim ve yaşlanma hızlarına etkisi olabilirse de, asıl belirleyici olan yaşam koşullarıdır. Gelişim sırasında zengin, çeşitli bir çevreye maruz kalma, ilgi görme, iyi beslenme, genel olarak beyin gelişimini olumlu etkiliyor. Keza erişkinlerde fiziksel idman, dinlenme imkanları, iyi eğitim, olumlu çalışma koşulları, bireyleri yaşla beraber gelişen hastalıklardan koruyabilir.

İyi eğitim, iyi gelir, beyin yaşlanmasını yavaşlatıyor

Bireyleri eğitim ve meslek koşullarına göre derecelendiren sosyo-ekonomik statü endeksinin, yaşlanma örüntüleriyle bağıntı gösterdiği daha önce gösterilmişti. ABD'nin Kentucky Üniversitesi'nden bir grup bilim insanı ise bu hafta AGE dergisinde yayınladıkları bir makalede, beynin beyaz maddesinin yaşla beraber dağılma eğilimini incelediler.

Beyaz madde, farklı beyin bölgeleri arasında bağlantı kuran yapılara deniyor. Bu yapılar, sinirlerin yağla kaplı uzantılarından oluşuyor - beyaz olmasının sebebi de bu yağ. Araştırmacılar, bireylerin beyinlerini yayınımsal MRI kullanarak görüntülüyorlar. Bu yöntem, su moleküllerinin beyin içinde hareketini takip ediyor. Bu da beyaz maddenin ne kadar sağlam olduğu hakkında bilgi veriyor.

Araştırmacılar, ortalama 66 yaşında erkek ve kadınların beyinlerindeki beyaz madde yapısını, ortalama 33 yaşındakilerle karşılaştırdıklarında, yaşlılarda beyaz maddenin ortalamada daha zayıf olduğunu gördüler. Yani beyin bölgeleri arasındaki bağlantılar yaşla beraber yıpranıyordu. Beyaz maddesi zayıf olanlar, gösterilen rakamları hatırlama gibi hafıza işlevlerinde de zorlanıyorlardı.

Çarpıcı olan, sosyo-ekonomik statüsü en yüksek, yani en uzun süre eğitim almış ve en yüksek gelirli mesleklere sahip yaşlıların beyaz madde yapıları, diğer yaşlılarınkinden çok sağlam, hatta gençlerinkine denkti. Kısacası, yaşla azalmıyordu.

Bu statü farkı, beyaz madde yapısı gençliğinden beri daha sağlam olan bireylerin varlıklı olmasından mı kaynaklanıyor? Yoksa varlıklı olanların beyinleri yaşlanmadan mı korunuyor?

Araştırmacılar, bu soruyu cevaplamak için genç gruba baktılar. Ancak bu grup içinde beyaz madde yapısı ile eğitim/gelir arasında bir bağıntı yoktu. Yani ilk hipotez geçersiz görünüyor; o halde yüksek eğitim veya gelir, beyni yaşlanmaya karşı koruyor olmalı.

Ek olarak araştırmacılar, yüksek eğitim/gelir seviyesinin koruyucu etkisinin zeka (IQ) veya cinsiyet gibi etkenlerle de açıklanamadığını vurguluyorlar. Bu koruyucu etkinin tam olarak nasıl gerçekleştiği halen belirsiz olsa da, olumlu çalışma ve beslenme koşullarının, görece düşük stresin, çeşitli entelektüel faaliyet biçimlerinin beyni zinde tutabileceği ve tahmin ediliyor.

Sosyo-ekonomik koşullar gelişim sırasında da etkili

Bu araştırmada farklı eğitim ve gelir seviyesindeki gençler arasında beyaz madde açısından anlamlı bir fark görülmediyse de, ABD'li çocuklarla yapılan yakın zamanlı bir başka çalışma değişik bir sonuca varmıştı.

Developmental Science dergisinde yayınlanan beriki araştırma, erken gelişim sırasında sosyo-ekonomik farkların beynin yapısal gelişimini etkileyebileceğini bulmuştu. Hafızayla ilgili hipokampusun hacmi ailenin maddi koşullarıyla ve duygusal işlevlerle ilgili amigdalanın hacmi de ebeveynlerin eğitim durumuyla anlamlı bağıntı gösteriyordu. Dille ve kendine hâkimiyetle ilgili korteks bölgelerinin çocukluk ve ergenlik sırasında gelişimi ise, yüksek ve dar gelirli aile çocuklarında farklı biçimlerde gerçekleşiyordu – bir grupta hacim artarken, diğerinde azalıyordu.

Anlaşılıyor ki çevredeki bireylerin eğitim durumu, maddi koşullar, bunlara bağlı çevredeki stres seviyesi ve bilişsel beslenme imkânları, çocuğun dil, hafıza ve duygusal ve sosyal işlevlerini kuvvetli biçimde etkileyebiliyor. Dahası gençlerin ve erişkinlerin kendi yaşam koşulları da yaşlanma örüntülerini doğrudan etkileyebiliyor.

Sağlık için sınıflar kalkmalı

Elbette çevre koşullarının belirlemesi mutlak değil. Beyin gelişimi dinamik ve uzun bir süreç. Örneğin önbeyinde gri maddenin olgunlaşması ergenlik dönemine kadar, beyaz maddenin olgunlaşması ise 30’lu yaşlara kadar devam ediyor. Beyin yaşlılık döneminde dahi öğrenme yeteneğini önemli ölçüde koruyor.
Yine de bu çalışmalar, hem çocuklarda hem de erişkinlerde çevre koşulların olumluluğunun, yaşam boyu zihinsel faaliyet açısından önemine vurgu yapıyor.

Aynı zamanda bu sonuçlar, bireyler arasında sınıflı toplumlarda görülen eşitsizliklerin biyolojik kökenli ve kat’i olmadığına, aksine geçmiş ve mevcut çevre koşulları tarafından şekillendirildiğine işaret ediyor. Bir başka deyişle, insanların içlerinden veya ellerinden neyin gelip neyin gelmediği, büyük oranda kendilerinin seçmediği şartların ürünü oluyor.

Yine de bu araştırımalar, sınıfsal eşitsizliklere son vermenin toplum sağlığını geliştirmek için en ciddi adım olacağını da gösteriyor. (BCK)

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com