Zeybek'ten Avşar'a Açıklamalar!

Zeybek'ten Avşar'a Açıklamalar!
DP'nin çiçeği burnunda genel başkanı Zeybek özel hayatı ve siyaset anlayışıyla ilgili ilninç açıklamalarda bulundu...

Demokrat Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek, Özal'ın başbakanlığı döneminde aktif politikaya atılmış usta bir siyasetçi. Ama o kadar doğal ve içten bir insan ki, sorularıma verdiği samimi yanıtlarla siyasetçi gazeteci buluşmasının yarattığı gerilimi hemen ortadan kaldırdı. Zeybek, ilk kez 13 yaşında nasıl âşık olduğunu da anlattı, Cindoruk'u partisinden istifaya da çağırdı.

Sizi efsane kültür bakanı olarak tanıyoruz. O günlerden bahsedebilir misiniz biraz?
1987'de rahmetli Turgut Özal'ın çağrısı üzerine milletvekili olduğumda kendisine projeler götürmeye başladım. Projelerden biri; bürokrasinin modernizasyonu için üretilmişti. Ben devlet bakanı olurum falan diye umuyordum. Bir diğer proje de milli kültürümüzü geliştirmek, çağdaşlaştırmak, devrimlerimizi dünyaya anlatmak üzerineydi. Yunus Emre'yi dünyaya anlatmak için çok çaba sarf ettim mesela. Ve bu bakanlığın ayrılması gerektiğini söyledim.

Çünkü turizmin ve kültürün her şeyle ilişkisi var ama ikisinin bir arada bulunmasının gerekçesi yok. Hem grupta hem Meclis'te bunu gündeme getirdim. Özal'ı ikna ettim. Özal; bir grup toplantısında "Arkadaşlar kültür bakanlığını kuruyoruz" deyince 5-10 kişi bana, "Hayırlı olsun sayın bakan" dedi. Ben başımı eğdim, daha ortada bir şey yok çünkü. Bakan olduğumu radyoda bakanlar kurulu açıklanırken adım okununca öğrendim. Arkadaşlar şöyle bir üstüme başıma baktılar, "Ağabey böyle olmaz, git üstüne şöyle güzel bir elbise giy" dediler... O zaman parlak kumaşlar modaydı, o parlak elbiselerden giydim (gülüyor), bakanlığa gittim, görevime başladım.

ISMARLAMA SANAT OLUR

Kültür Bakanı olduktan sonra neler yaptınız peki?
İlk yaptığım şey kurultaylar düzenlemek oldu. Devlet opera ve balesi, tiyatro ve sinema kurultayı yaptım. Benim modelim Atatürk'tür. 85 hafta boyunca her gün yarım saat TRT'de Atatürk'ü anlattım. Bütün şairlerden, sağcı solcu ayrımı yapmadan bir şiir seçtim, bu şiirlerin bestelenmesi için bestekârlara ısmarladım. Çeşitli türlerde türkü, şarkı oluştu, benim yaptırdığım bile bilinmeden bugün hâlâ onlar söyleniyor.

"Ismarlama sanat olmaz" diye ısrar ettiler, "Ismarlama sanat olur" dedim. Dolayısıyla şairler ilk defa devletten para aldı. Bütün şairler bizimdir, komünist olabilir o onun ideolojisi. Demokrasi bu... Mesela bazı arkadaşlar adımı değiştirdi, "Nazım Kemal Zeybek" dedi. Daha çok da MHP çizgisinde birtakım yazarlar yaptı bunu. Nereye kadar? Alparslan Türkeş Türk Kurultayı'nda Nâzım'ın bir şiirini okuyuncaya kadar... Sinema ölmüştü. Ciddi bir bütçe ayırdım. Zülfü Livaneli bizden çok ciddi destek aldı mesela, güzel filmler yaptı. O zaman sosyalist olarak tanınan Esin Afşar'la çalışmalar yaptık.

"Siyasete girince çıkılmaz" derler. Doğru mu?
Galiba doğru. Giriş kapısı var ama çıkış kapısı yok. Gerçi çıkış kapısını aramadım ama arasam da bulamazdım.

Siyaset sizin için ne ifade ediyor?
Kütüphaneye gidip gelirken "Bu otomobiller neden insanlara çarpıp onları öldürüyor? Başbakan olursam otomobilleri kaldıracağım" diye düşünürdüm. Otomobillerin yerine ne olacak peki? Yürüyen şerit yollar. Yol ikiye ayrılacak bir taraftan hızlı bir şerit gidecek, bir taraftan yavaş. Kafamda şerit planlamaları yapıyordum. Mimar olmaya karar verdim. "Mimar başbakan olarak bu hayallerimi gerçekleştirebilirim" diye düşünüyordum. Bir müddet sonra bunların çok da gerçekçi olmadığını düşünmeye başladım. Ama sonra yürüyen merdivenleri görünce, "Düşüncelerim bir nevi uygulanabiliyormuş" dedim. Belki de yarın birileri çıkar sadece yürüyen yol yapar, otomobiller kalkar... Bu teorik olarak şu anda mümkün. Ben toplumun önünde düşünen biriyim ama tabii bunun rahatsızlıklarını da yaşadım, söylediklerim çok fazla anlaşılmadı. Mesela bilgi çağı kavramını Türkiye'ye getiren benim. 1990'da kültür bakanı olarak bunu geliştirdim. Siyasetçi topluma öncülük eden, devrimci yapıda ve ruhta bir insan olmalıdır. Atatürk böyle biriydi. Menderes'te de Özal'da da Demirel'de de bu ruhu görüyorum. Özal büyük bir devrimciydi, toplumu dönüştürdü. Siyaset halka hizmet sanatıdır. Bir siyasetçi siyasete girdikten sonra zenginleşmemelidir.

DEMİREL'LE GÖRÜŞÜRÜZ

Merkez sağ sizce toparlanabilecek mi? Ya da siz bu gücü kendinizde görüyor musunuz?
Tek başına insan böyle bir güce sahip olamaz. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Doğruyol Partisi ile birleşti ama bu birleşme topluma anlatılamadı. Canlılık ve enerji yaratacağı yerde kendi içine döndü. Halbuki çok güçlü teşkilatlarımız, çok güçlü yan kadrolarımız var.

Süleyman Demirel ve Tansu Hanım'la görüşüyor musunuz?
Tabii ki Demirel'le hep görüşürüz. Çiller Hanım'la da görüştük ve görüşeceğiz.

Bizden önceki yönetimin problemi vardı. Sayın Cindoruk giderayak hoş olmayan sözler söyledi. Şimdi de söylüyor. Ama Çiller Hanım, partinin eksenini oturttuğumuzu, doğru çizgide yürüdüğümüzü; her türlü desteği vereceğini söyledi. Sayın Demirel ise görüşmelerimizde bana siyasi tecrübelerini anlatır. Siyasette nelere dikkat edilmesi gerektiğini söyler. Söylediği sözlerden biri şudur: "Siyasetçi halka yorum zahmeti bırakmamalı. Ne söylüyorsa açık açık söylemelidir."

CİNDORUK'A İSTİFA ÇAĞRISI YAPTI

Cindoruk'u istifaya davet ediyorum
Cindoruk çok büyük bir yanlış yaptı. "Demokrat Partililer CHP ve MHP'ye oy verirse oyları ziyan olmaz" dedi. Bu yanlıştan sonra istifa etmesi gerekir ya da biz gereğini yapacağız... Ben bugüne kadar Cindoruk'un o sözleriyle ilgili hiç konuşmadım. Cindoruk kongreye gelmedi. Kongreden sonra aradım telefonlarıma çıkmadı, "Hasta" dediler. "İyileşince arasın" dedim, aramadı. Küstü kısacası. Böyle bir şey olabilir mi? Eski genel başkan, yeni genel başkanın telefonlarına çıkmaz mı? Üstelik o beni övdü, partiye aldı. Büyük devlet adamı olduğumu iddia etti. Sonra aleyhime konuştu. Hiç aldırmadım, söylediklerine cevap vermedim. Onunla tartışmaya girmek istemedim, "Ne isterse söylesin" dedim... Bir partinin 1 ay önceki genel başkanı böyle bir şey söyler mi? Sayın Cindoruk önce aday olmayacağını söyledi, iş işten geçtikten sonra aday olmak istedi. Teslim törenine bile gelmedi. Son akşam kokteylde arkadaşları "Başbakan Cindoruk" diye bağırdı... Demek ki çok istiyormuş. Ben hiç bu tartışmalara girmedim. Niye? Çünkü şahsımızla ilgili konular yüzünden içinde bulunduğumuz kurumu zor duruma sokacak şekilde davranmaya hakkımız yok. Eski genel başkan ve yeni genel başkan çatışması partiye zarar verir. Sizin aracılığınızla onu istifaya davet ediyorum ya da biz gereğini yapacağız.

İlk kez 13 yaşında âşık oldum
Gezip eğlenmez miydiniz âşık olmadınız mı mesela hiç?
Bizim bir büyüğümüz vardı delikanlılara "Hiç âşık oldun mu?" diye sorardı, "Olmadım" diyene "Senden bir şey olmaz" derdi. Yani aşk olmadan olur mu, oldum tabii ki.

Eşinize mi âşık oldunuz?
Eşime evlendikten sonra âşık oldum. Ondan önce 13 yaşındayken bizim mahalleye ara sıra gelen, kız kardeşimin arkadaşı bir kız vardı. O dönemde hayalini kurduğum kız tipiydi. Uzaktan uzaktan bakardım. Hiç yanına gidemedim, hiç konuşamadım, başka kızlarla arkadaşlık ederdim ama onunla konuşamazdım. Sesim çıkmazdı, yüzüm kızarırdı. O bir şey sorduğunda, yutkunmaya başlardım, cevap veremezdim. Bu yıllarca sürüp gitti böyle. Çok sonra bir gün bir baktım, âşık olduğum kız bir beyefendiyle Kızılay'da... Demek ki kader böyleymiş "Bitti" dedim. Bir de bu aşk denilen şey; insanın insana duyduğu sevgi, ilahi aşka gitmenin bir yoludur.

ÜNİVERSİTEYİ BABAMLA BİRLİKTE BİTİRDİK

Babanız çok önemli bir model oldu hayatınızda öyle mi?
Babam, kitap veriyordu "Oku, anlat, özet çıkar" diyordu. Üzerimdeki etkisi hâlâ çok büyüktür. Her büyük kararımdan sonra mutlaka gidip babama danışırım, onun fikrini alırım. Hâlâ başöğretmenimdir. Biz üniversiteyi babamla aynı yıl bitirdik. Ben güz döneminde mezun oldum o da haziranda. Benden daha çalışkandı. Üniversiteye benden 1 yıl sonra girdi ama ben son sınıfta çok fazla siyasetle uğraştım. Uğur Mumcu da sınıf arkadaşımdı, o da ben de 5 senede bitirdik.

Yakın arkadaş mıydınız Uğur Mumcu'yla?
Arkadaştık tabii ama siyasetimiz ayrıydı. Otururduk, görüşürdük, konuşurduk o zaman kavga falan yoktu. Daha farklı bir dönemdi. Uğur yazarlığın dışında büyük bir hatipti. Benim hayatım da kütüphanelerde geçti. Hâlâ okuyorum, okudukça da ne kadar az bilgim olduğunu görüyorum. Bu kadar yıldan beri Atatürk okuyorum hâlâ yeni şeyler öğreniyorum.

ATATÜRK 3997 KİTAP OKUMUŞ BU SABİTTİR

Siyaset dışında neler yaparsınız?
Ben 13 yaşında başbakan olmaya karar verdim. Bunun için de okumam gerektiğine inandım. O zamana kadar güreştiğim için Yaşar Doğu olmak istiyordum. Babam öğretmendi. 13 yaşındayken bana okumam için kitaplar vermeye başladı. Babam "Bunu oku" derken bazı işlerin iyi gitmediği kanaatine vardım. Ondan sonra da işleri daha iyi hale getirmek için modeller geliştirmeye başladım. Kütüphaneye abone oldum, çünkü kitap almaya param yetişmez oldu. Otobüs parasıyla kitap alırdım. Bu topluma Atatürk'ü anlatırken "Mavi göz, sarı saç" demedim. Sadece savaşçı Atatürk'ü anlatmayı da doğru bulmuyorum. Gelecek nesillere Atatürk'ün başka yönlerini de anlatmalıyız. Atatürk 3997 kitap okumuş, bu sabittir. Okuduğu kitapları çizerdi, kenarlarına notlar alırdı, "Aferin" derdi, boş sayfalarına da özetlerini çıkarırdı. Aklına gelen şiirleri yazardı. Tüm bunları öğrenmek için Anıtkabir Yayınları'nın, 24 ciltlik o kitabını almaya değer.

YEMEK YAPMAYI HANIMA BEN ÖĞRETTİM

Güzel yemek yapar mısınız?
Hanıma da ben öğrettim yemek yapmasını. Benim mesleğim aşçılık. Kaymakamlık, müsteşarlık, başdanışmanlık, büyükelçilik, milletvekilliği, bakanlık yaptım. Ama şimdi İtalya'ya gitsem yaptıklarım orada geçer mi? Orada geçimi mi nasıl sağlayacağım? Aşçıyım ben. Hem yemek yaparım hem yemek icat ederim.

Nereden öğrendiniz yemek yapmayı?
Annemden öğrendim ama anneme öğrettiğim yemekler de oldu... Diğer kardeşlerim de okudu ama babam benim üzerimde bir başka dururdu. Hukuk fakültesini kazandığım zaman neyimiz var neyimiz yok satıp fakültenin arkasında bir ev aldık. Niye hukuk fakültesinin arkasında? Benim için kolaylık olsun diye. Evde oturup ders çalışıyordum. Sınavlara 1 ay kala ev hapsine giriyordum. Medeni kanunun şu maddesine diye çalışırken arada değişiklik olsun diye "Anne türlüyü nasıl yapıyorsun?" derdim. Annem de "Şöyle yapıyorum" diye tarif verirdi. Yemek yapmayı böyle öğrendim. Ben de yemek pişirmek merak olarak gelişti. Evlendiğimde hanım 18 yaşındaydı, ben 23. Annem geldi 10 gün yemek yaptı. 10 gün sonra gitti. Hanıma "Sen bugün ne pişireceksin?" diye sordum. Gözleri büyüdü "Ben yemek yapmasını bilmem ki" dedi. Sonra ona da yemek yapmayı öğrettim.

EVDE SON SÖZÜ BEN SÖYLERİM

Evde kimin sözü geçiyor?
Ben ne dersem o olur, son sözü hep ben söylerim.

En son eşinize ne hediye aldınız?
Çiçek.

HER SABAH 7 TANE ÇİĞ FINDIK YERİM

Çok dinç gözüküyorsunuz... Özel bir şeylerle mi besleniyorsunuz?
Evet. Her sabah 1 gram arı sütü yerim.

Her yerde bulunuyor mu arı sütü?
Bulunabilir ama daha çok Uzakdoğu'dan geliyor. Soğuk zincirle gelmek zorunda . Her sabah 7 tane çiğ fındık yerim. 7 rakamını çok seviyorum, uğurlu rakamımdır. 7 badem, 2 ceviz, 1 avuç kuru üzüm, 2 tane kuru kayısı, bir de şekersiz çay. Benim kahvaltım budur. Öğle yemeğinde bulursam balık yerim. Balık yoksa tavuk o da yoksa kuzu eti yerim. Sığır eti yemem. Dolayısıyla angus yeme tehlikem yok. Ama at eti bulursam hiçbirini yemem. At etiyle birlikte kımız içerim. Süleyman Demirel'le Türkmenistan'a gitmiştik. Nazlı Ilıcak Hanım'la karşılıklıyız, 1 sürahi kımız var. Ona bir parça koydula r, 1 yudum aldı, yüzünü ekşitti, bıraktı. Ben götürüyorum, 1 sürahi içtim yani. Baktı baktı "Sayın Zeybek, bunun tadı falan yok. Bunu ideolojik olarak mı seviyorsun?" dedi.

Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
      Çok Okunanlar
        Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
        Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
        E-Posta: info@sansursuzhaber.com