Zonguldak'taki cinayet

Zonguldaktaki cinayet
DÜ İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Eyigün, Zonguldak'ın Çaycuma ilçesinde bir süredir eşinden ayrı yaşayan kişinin, karısı, kayınvalidesi ve onun imam nikahlı eşini öldürmesine ilişkin, evden uzaklaştırma uygulamasının, kadınları korumak yerine ölümle

DİYARBAKIR (AA) - SEMA KAPLAN - Dicle Üniversitesi (DÜ) İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sabri Eyigün, Zonguldak'taki cinayete ilişkin, evden uzaklaştırma uygulamasının, kadınları korumak yerine ölümlere neden olacak boyuta ulaştığını savundu.

Zonguldak'ın Çaycuma ilçesinde önceki gün eşinden ayrı yaşayan kişinin, karısı, kayınvalidesi ve onun imam nikahlı eşini öldürmesine ilişkin AA muhabirine açıklama yapan Prof. Dr. Eyigün, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca "Aile Danışmanlığı" uygulaması başta olmak üzere, kadın istihdamı ve şiddet gören kadının devlet korumasına alınması gibi yeni uygulamalara imza atıldığını hatırlattı.

Bu uygulamalarla boşanma sürecinde olan çiftlerin bir kısmının boşanmaktan vazgeçtiğini, şiddet gören kadınlara yönelik açılan çağrı sistemi ve benzeri uygulamaların ise kadını tümüyle şiddetten korumasa da şiddete karşı daha güvenli hale getirdiğini söyledi.

Türk Medeni Kanunu'nda öngörülen tedbirlerden ayrı olarak şiddet uygulayan eşe, 4320 sayılı yasa ile evden uzaklaştırma tedbiri konulduğunu anımsatan Eyigün, "4320 sayılı yasa ile eşin evden uzaklaştırılması uygulamasındaki amaç, yasalar zoruyla kadının daha fazla şiddet görmesini engellemek, erkeği ise şiddet içermeyen, hapis cezası öngörmeyen bir uygulama ile eşine şiddet uygulamaktan vazgeçirmektir. Fakat 4320 sayılı yasa ile eşin evden uzaklaştırılması uygulaması, kadının gördüğü şiddeti cinayete çeviren bir olguya dönüştü. Bu yasa acilen değiştirilmelidir" ifadelerini kullandı.

-"Erkek evden uzaklaştırılmayı tedbir değil ceza olarak algılıyor"

Şiddet uygulayan eşin evden uzaklaştırılmasının tedbir amaçlı düşünüldüğüne dikkati çeken Eyigün, şöyle konuştu:

"Bu yasada da belirtildiği gibi evden uzaklaştırma tedbir olarak düşünülmüştü. Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere batı Avrupa ülkelerinde uygulanan benzeri cezaların kısmen de olsa caydırıcılığı görülmüştü. Ancak burada yanlış bir karşılaştırma yapılmıştır. Çünkü batıda bu ve benzeri uygulamaların olumlu sonuç vermesinin nedenlerinden en önemlisi, zaten toplumun kültürel yapısında benzer cezaların veya önlemlerin var olmasıdır. Bunlar, batı toplumlarının rahatlıkla kabul edebileceği uygulamalardır. Ayrıca bu toplumlarda kadına karşı şiddet halen devam etse de şiddet insanlık onuruna bir saygısızlık olarak kabul edildiği için, evden uzaklaştırılma bir yere kadar mazur görülebiliyor.

Türkiye'de ise her ne kadar kadına yönelik şiddet insanlık onuruna yapılan bir saldırı olarak tanımlanıp, yasalara ve düzenlemelere yansıtılsa da pratikte malesef her zaman böyle algılanmıyor. Ataerkil toplumlarda erkek, kendisini evin hakimi ve reisi olarak gördüğü için, aile fertlerinin davranışlarından ve terbiyesinden kendisini sorumlu hissettiğine inandığı için dayağı meşru görüyor. Ayrıca erkeğin tedbir adı altında bu kadar uzun bir süre hem de eşinin talebi üzerine yasa zoruyla kendi evinden uzaklaştırılması, toplumsal yapımızda, ne geçmişte ne de günümüzde örneği olmayan bir uygulamadır."

"Erkek evden uzaklaştırılmayı tedbir değil ceza olarak algılıyor" diyen Eyigün, şunları kaydetti:

"Buna rağmen bizde başta medeni kanun olmak üzere hak ve özgürlükler alanındaki yasal düzenlemelerin tümüne yakını batı kaynaklı olduğu gibi, bu düzenleme de batıdaki olumlu sonuçları düşünülerek, oradan kopya edilerek alınmıştır. Araştırma ve gözlemlerde eşinden şiddet gören kadınları savunan özellikle kadın avukatların, muhtemelen bu yanılgıdan yola çıkarak veya geçici de olsa kısa yoldan sonuç alma uğruna aile mahkemeleri hakimlerinden ısrarla dayakçı eşe evden uzaklaştırma cezası verilmesini talep ettiklerini görüyoruz. Erkeğin evden uzaklaştırılması talebi yapılırken, bunun olası sonuçları düz bir mantıkla düşünüldüğünden malesef amacının tersi bir biçimde sonuçlanıyor."

-"Örfi kanunların etkisi hukuk yasalarından daha fazla görülüyor"

Hukuk yasaları yanında bir de toplumun gelenek ve göreneklerinden kaynaklanan yasalar olduğuna işaret eden Eyigün, bunların toplumun vicdanında yaşadığını ve kişinin nazarında bazı durumlarda hukuk yasalarından daha etkin olabildiğini dile getirdi.

Eyigün, bireye toplumsallaşma sürecinde aktarılan özellikle de "namus, şeref, haysiyet" gibi değerlerin yara alması karşısında toplumsal yasalara uyulduğunu vurgulayarak, "Bundan dolayı yıllardır töre ve namus cinayetleriyle mücadele için en ağır cezalar öngörülmesine rağmen, hala bu cinayetler önlenemedi. Çünkü örfi kanunlar da diyebileceğimiz yazılı olmayan bu yasaların etkisi, hukuk yasalarından çok daha fazla görülüyor" şeklinde konuştu.

Şiddet uygulayan eşin ailesiyle görüşmesinin engellenmesinin onuruna ve şerefine yapılan bir saldırı olarak algılandığının ve çevresinin de bu doğrultuda telkinlerde bulunduğunun altını çizen Eyigün, araştırmaların, eşlerine karşı şiddet uygulayan erkeklerin büyük bir kısmında aşırı bir güvensizlik duygusunun hakim olduğunu, eşlerinin bakımına muhtaç olacak kadar da onlara bağımlı olduğunu gösterdiğini söyledi.

En küçük bir ayrılma ve boşanma tehdidinin bile bu tür erkekleri paniğe sokabildiğine dikkati çeken Eyigün, şunları ifade etti:

"İçinde bulunduğu ruh hali yanında, 'onursuzluk' ve 'şerefsizlik' algısının baskısı altında yaşayan erkek, eşinden uzak kaldığı süre içinde içine düştüğü psikolojik sıkıntılardan dolayı alkole, uyuşturucuya başvurabilmekte, internet bağımlısı olabilmekte, başka kadınlarla gizli ilişkiler yaşayabilmektedir. Bu ve benzeri sıkıntılar yanında altı ay gibi bir süre dışarıda kalması ve normalden çok daha fazla para harcaması ayrıca maddi sıkıntı yaşamasına neden oluyor. Eşine şiddet uygulayan erkek, böyle bir sonucu hak etmiş olsa da bu nedenlerden dolayı kendisini haklı görüyor ve yaşadıklarından eşini sorumlu tutuyor. Kendisine bunları yaşatan eşine eskisinden daha büyük bir nefret ve intikam duyuyor. Öfkenin ve şiddetin ana nedenlerinden biri olan engellenme, evine gidememe duygusu kişiyi öfkelendirerek eşiyle tekrar bir araya gelme ümidini de kaybedince cinnet getirmeye ve toplumu derinden sarsan cinayetler işlemeye kadar götürebiliyor. Zonguldak'ta yaşanan cinnet olayında da ve diğer tüm 'damat dehşeti' başlığıyla yer alan haberlerde aynı olayı görmek mümkün."

Yasa hazırlayanların yazılı olmayan hukuk kurallarını da dikkate almaları gerektiğini anlatan Eyigün, kadına yönelik şiddetin engellenmesi için ataerkil aile yapısı içinde sosyalleşen erkeği şiddete götüren psikolojik ve sosyo-kültürel nedenler göz önüne alınarak gerekli düzenlemeler yapılmasının daha sağlıklı sonuçlar vereceğini kaydetti.

Eyigün, sorunun çözümünde en önemli unsurun kadına yönelik şiddetin bir insanlık suçu olduğu konusunda toplumda daha etkin bir duyarlılık geliştirilmesi olduğunu sözlerine ekledi.

Kaynak: Haber Kaynağı
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Mersin İdmanyurdulu futbolcuların idmana çıkmaması23 Şubat 2015 Pazartesi 15:28
  • Brezilyada taraftarlara gözaltı23 Şubat 2015 Pazartesi 15:28
  • 12 bin yıl öncesinin taş işçiliğini öğreniyorlar23 Şubat 2015 Pazartesi 15:28
  • Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: (1)23 Şubat 2015 Pazartesi 15:23
  • Çavuşoğlunun telefon diplomasisi sürüyor23 Şubat 2015 Pazartesi 15:18
  • Ukraynadaki gelişmeler23 Şubat 2015 Pazartesi 15:18
  • Karşıyakada Yusuf Şimşek görevinden istifa etti23 Şubat 2015 Pazartesi 15:13
  • Meteorolojiden çok kuvvetli yağış ve denizlerde fırtına uyarısı23 Şubat 2015 Pazartesi 15:03
  • Fabrika işçilerinden eylem23 Şubat 2015 Pazartesi 15:03
  • Sinopta MERS virüsü şüphesi23 Şubat 2015 Pazartesi 14:58
  • Çok Okunanlar
      Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
      Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
      E-Posta: info@sansursuzhaber.com