“Zor olanı ‘Yaşayan Türkçe’ ile anlatmaya çalışıyorum”

“Zor olanı ‘Yaşayan Türkçe’  ile anlatmaya çalışıyorum”
Ranâ İslâm Değirmenci, Bilecik’te doğdu. Adapazarlıdır. Kökleri Bosna’ya dayanır. Mülkiyeli bir babanın üç kız çocuğundan en büyüğüdür. Babasının memuriyeti sebebi ile ilk ve orta öğretimini Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde gerçekleştirdi.

Ranâ İslâm Değirmenci, Bilecik’te doğdu. Adapazarlıdır. Kökleri Bosna’ya dayanır. Mülkiyeli bir babanın üç kız çocuğundan en büyüğüdür. Babasının memuriyeti sebebi ile ilk ve orta öğretimini Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde gerçekleştirdi. 1988 yılında Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden Pedagojik Formasyon aldı. Edebiyat Öğretmenliği’ne 1989 yılında Nevşehir’de başladı. Daha sonra, sırasıyla Kahramanmaraş, Kütahya illerinde öğretmenlik yapan Değirmenci, halen Ankara’da mesleğini sürdürmektedir.

Kütahya’nın yaşamında büyük izler bıraktığını söyleyen Ranâ İslâm Değirmenci ile son çıkan ‘El Yüreği Tutunca’ şiir kitabı, ‘Oyma Sandığımda Saklı Renklerim’ isimli hikaye kitabı ve hayat üzerine söyleşi gerçekleştirdik.
 
Çıkardığınız kitapların 
isimleri nelerdir?
Kitaplarım
El Yüreği Tutunca- Şiir 
Oyma Sandığımda Saklı Renklerim- Hikâye
Eylül 2011’de Ankara- Alp Ofset Yayıncılık tarafından çıkarıldı.
Sohbetimin henüz başında, şunu paylaşmak istiyorum sizlerle: 
Yıllardır hayalim olan kitap çıkarma özlemimi hakikate çeviren, kitap çıkarma aşamalarının her adımında benden çok daha fazla ve çok daha titiz çalışan, –yıllar önce ondan aldığım sözle- yazarlık adımı (Babamın soyadı ile beraber) Ranâ İSLÂM DEĞİRMENCİ olarak kullanma isteğimi kırmayan eşim Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Nihat DEĞİRMENCİ’ye teşekkürlerimi bildiriyorum.
?
Kitaplarınızın teması ve içeriği hakkında bilgi verir misiniz?
Şiir kitabımın tamamı “hayat ve insan” teması üzerine… Günümüz insanının da “tasavvuf” anlayışına uygun “duruş” sergilemesinin yanında, evrensel kimliğine de sahip çıkarak; aydın, üretici, duyarlı, tüm insanlara ve tüm varlıklara sevgi dolu olabileceği mesajını veren duygularla ve “kavramlarla” dolu şiirlerim…
Ruhun ölümsüzlüğü bilincine ulaşmış, “Güzeli” ve “Sevgiyi” yakalama arzusundaki insanın, “özünden” ilham alarak; nefsini terbiye etmesi gerektiğine inanıyorum. Şiirlerimde; Tasavvufun ve Divan Edebiyatı’nın çok sevdiğim motifleri, imajları, sanatları var; fakat “söyleyişlerimle” bulunduğum yüz yılın da farkındayım diyor ve büyük bir dikkatle “Yaşayan Türkçe”yi dillendiriyorum. Kullandığım söz sanatları çok fazla değil; hatta bazı mısralarım çok basit –hemen akla gelindiği şekilde- yazılmış hissini de verebiliyor. Zannederim, ben “basitlik/yalınlık/kolaylık” içinde “zor olanı” “görmeye” uğraşıyor ve “zor”u anlatıyorum. Ama, zoru ancak herkesin anladığı “Yaşayan Türkçe” ile anlatabileceğime de inanıyorum.
“Derviş”, “gül”, ”ney”, ”can”, ”semazen” hem şiirlerime sızdı hem de kitabımın içini bezeyen süslemeler oldu… Bu ögeler ve bu ögelerin “ben”e ve “okuyucu”lara çağrıştırdıkları, tamamıyla “ben”i ve hayata bakışımı , “şiirimi” yansıttığı/yansıtabileceği için memnunum.
Şiir kitabım dört bölümden oluşuyor: 
Birinci bölüm “Mânâ”: Hayatın benim için anlamı. 
İkinci bölüm “Ney”: İnsan ve ben.(Rana)
Üçüncü bölüm ”Ân”: “Derviş” misâli bu hayatta dönüp duran “ben”in(benliğimin) “ân”ı yakalayışı (Aşk’a Bakış). 
Dördüncü bölüm: Hayatı, insanı ve aşkı tanımaya uğraşan “ben”in karşılaştığı, sahip çıkmaya uğraştığı “Tablo” ve “Renkler…”
Hikâyelerimin ana teması yine, kalbi ile duyan; kalbinin terazisi ile hayatı cesur ve güzel gören, gördüklerine sahip çıkan insanı anlamak ve anlatmak…
”Hayatı güzel görmek” diyebiliriz, kısaca… Gördüğüm güzeli olabildiğince samimi, süsten uzak ve beni yakan, yakalayan yönleri ile anlatmaya çalıştım.
Hikâye kitabım da iki bölümden oluşuyor:
Birinci bölüm: “Gözleri Bulursanız”… Hayatın içinden, ancak “gözlerin” görebileceği gerçek insan manzaraları…
İkinci Bölüm: “Muhteşem Manzara”… Benim hayatı görüşüm… Çoğu kurgu olan, bu bölümdeki hikâyelerimde de güzel, aydınlık ve cesur hayat için atan kalbi ve hayatın renklerini görebilirsiniz…
Kitaplarım daha çok yeni; kitaplarımda neler anlattığımı özetlemeye çalıştım. Yazdıklarımdan “neler anlaşılacak” ve insanlar “gözleri”,”yürekleri”, akılları” ile neler bulacak ve neler hissedecek? İnanın, bütün bunları ben de merak ediyorum… Ve bu konuda, kitaplarımı okuyacak duyarlı okuyucuların; izlenimlerini benimle yürekli olarak paylaşacaklarına inanıyorum. 
?
Ekim ayı içinde ”Yüreğim Közü: Türkçe” bildirisini nasıl sunduğunuzu anlatır mısınız? 
Kitaplarım Eylül 2011 baskılı ama benim elime Ekim’in başında geçti. Kitaplarım daha taslak halindeyken Edebiyat dünyasından; Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde bulunan yirmi yirmi beş yıllık Edebiyat Öğretmeni arkadaşlarımdan, özellikle babamın ailesinde bulunan yazar ve akademisyenlerden öneri ve eleştirilerini istemiştim. İşte, bu sıralarda; yürekli bir çağrı aldım. İnanın, kitaplarımla eş zamanlı tecelli eden bu çağrıya şimdi bile inanamıyorum. Bir rüya gibi… Fakat şunu söylemeliyim; hayatım boyunca Allah’ın insanlara güzellikleri vakti saati gelince, tattırdığına inancım her zaman tam oldu.
21-22-23 Ekim tarihleri için KIBATEK(Kıbrıs, Balkanlar, Avrasya Türk Edebiyatları Kurumu) ile Antalya Muratpaşa Belediyesi’nin ortaklaşa organize ettiği Uluslararası Yazarlar-Şairler-Akademisyenler Edebiyat Toplantısına “konuşmacı” olarak çağrıldım. Yabancı yazar, şair ve akademisyenler arasında Türkiye’yi temsil eden ve bildiri sunan iki konuşmacıdan biri oldum…
Bildiri konum “Yüreğim Közü: Türkçe” idi. Konuşmamda “Yaşayan Türkçe”den ve “Osmanlı Türkçesi”nin “Türkçe Konuşan Dünyayı birleştirici gücünden” söz ettim. Türkçe’nin bilinen ilk aşk şiirini okudum dinleyicilere. Konuşmamın dışında “Sen Yüreğimsin” adlı şiirimi, kendi yaptığım slayt eşliğinde, kendi sesimle sundum. Edebiyat toplantısında, Türkiye dışında Hindistan, İngiltere ve Bosna-Hersek’ten konuşmacılar vardı. Hindistan adına katılan konuşmacının konusu Mevlana idi. İngiltere adına katılan Hint kökenli konuşmacının konusu Yunus Emre idi…
Konuşmacılığım dışında; Edebiyat Öğretmeni olduğum için, ikinci günden sonra sunuculuk ve teknik(bilgisayar) desteği sağlamak da bana düştü. Mevlana’yı anlatan Kıtalararası Yazarlar ve Şairler Birliği Başkanı (Müslüman bir akademisyen) Prof.Dr. Syed Ameeruddin konuşma konum, şiir okumam, bilgisayar desteğim ve kitaplarımın içeriğinden etkilendi. Onunla etkinlik dışında da sohbet imkanı buldum: Bana üç önemli şey söyledi: 1.Bütün “yazılı”,”sözlü” ve “bilgisayar destekli-görsel” sunumlarımı uluslararası arenaya duyurabileceğini. 2.Okulumu ziyaret etmek istediğini. 3.Türk Dili ve Edebiyatını bitirmiş “formal bir kişi olarak İngilizce’yi iyi anlamak kadar iyi de konuşmam gerektiğini. 
O toplantı benim için çok verimli bir tecrübe oldu. Bir Türk ferdi ve bir eğitimci olarak hangi noktalarda iyi yetiştiğimizi, hangi noktalarda eksiğimiz olduğunu fark ettim. Dünyanın Mevlana’yı ve Yunus Emre’yi bizlerden daha fazla sahiplenerek; bizim hazinelerimiz bu şahsiyetlerimiz hakkında söz sahibi olacak bilgilerinin olması beni biraz üzdü…
Etkinlik sonunda kitaplarımı ve eğitim sistemimizi, camiamızı tanıtma imkânı buldum. Diğer konuşmacılar gibi onur belgem ve katılım plaketim oldu. Türkiye içinden de birçok yazar ve şair tanıdım. Çok okumanın, hayatı yazmanın, bilgisayarı ve yabancı dili iyi öğrenmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım… Bir şeyi daha anladım; dünya bizim dilimize ve bizim kültürümüze hayran… ve dünya, kültür ve ilim adına çok çalışıp araştırıyor, üretiyor…
?
Son olarak, bizlerle neleri paylaşmak istersiniz?
Kütahya’nın bendeki yeri çok özel… Onun için, bu şehirde yetiştirdiğim bir öğrencimle kitaplarımla ilgili ilk söyleşim de, benim için özel bir anlam taşıyor.
Burada evlendim, üç çocuğum Kütahya doğumlu. Annemi bu şehirde kaybettim. Öğretmenliğimin dörtte üçünü bu şehirde yaşadım. Bende iz bırakan öğrencilerim, dostlarım, arkadaşlarım oldu, bu şehirde. Kütahya’nın pınarlarını, dağını, ormanını, çinisini, kaplıcasını, türküsünü, her türlü zenginliğini benliğime kazıdım. Hiç tükenmeyecek dostluklara bu toprakta imza attım.
( Kütahyalı Değerli Dostlarım, Öğrencilerim, Okuyucularım)Bu söyleşi beni çok sevindirdi. Kendimi anlatabildiğim için değil bu sevincim. Sizlerin İNSANA, DOSTLUĞA, VEFAYA, KİTABA, OKUMAYA, YAZMAYA, insanlarla diyalog kurmaya gösterdiğiniz ilgi beni sevindirdi. 
Ben de bir kez daha anladım ki, insan yürekten istedikten sonra yılların, yolların ya da farklı şehirlerde bulunmanın İNSANLARIN BULUŞMASINDA,PAYLAŞMASINDA VE ANLAŞMASINDA hiçbir gücü kalmıyor. YÜREK VE “YAZI” İNSANLARI BİRLEŞTİRİYOR VE BAĞLIYOR.
 
UMARIM, KİTAPLARIM DAHA NİCE GÜZELLİĞE VESİLE OLUR.
Biraz fazla ayrıntılı anlattım şu son bir iki ayda bana nasip olan güzellikleri; farkındayım. Ama, anlatmak borcumdu… Umarım, paylaştıklarım sizlere de yeni ufuklar açar. Hayatımda şunu gördüm, yalnızca: Allah, kalbini koyarak, yapabildiği işte terleyenleri asla yarı yolda koymuyor.
Amacım, çok tanınan ya da bilinen bir yazar olmak değil; daha çok küçük yaşlardayken anneme söz vermiştim “hayatımızın kitabını yazacağım” diye… Bu çıkan kitaplarım, bu sözün “önsözü” yalnızca… Yüreğimde hâlâ “saklı bir kitap” var. Gayrısını Rabbim bilir. Kitaplarımı elime almak bana yeter. Ne kadar kitabım olsa; ömrüm oldukça önce kul, sonra evlat, sonra anne ve sonra da öğretmen olacağım ben.
Ben şunu asla unutmayacağım; sizler de unutmayın… “Hâlâ gözlerime inanamadığım” şu iki kitabımı görmemde ilk tohumları atan iki önemli kaynak; Kütahya’nın Pınarları ve Murat Dağı oldu… Sizlere minnettarım. Teşekkürler Kütahya. Dilerim ki, sizler de gönlünüzden geçen tüm güzelliklere kavuşursunuz. Kütahya’daki tüm Eğitim camiasına, öğretmen arkadaşlarıma, öğrencilerime, dostlarıma, Kütahya halkına ve okuyuculara selam ve saygılarımı iletiyorum.
 
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Çok Okunanlar
    Sansürsüz Haber, Akis Medya kuruluşudur
    Copyright © 2011 http://www.sansursuzhaber.com/
    E-Posta: info@sansursuzhaber.com